11 Şubat 2008 Pazartesi

TÜRBAN: Kötü Adam mı, Kurban mı?

Senaryolar ile gerçek hayatın birbirine bu kadar benzemesi, bana ilginç benzetmeler yapma olanağı sunuyor. Mesela izlediğim kötü filmlerde (yani iyi yazılmamış filmlerde) ya da bana okumam için gönderilmiş kötü senaryolarda en sık karşılaştığım durumlardan biri, kötü adamın ("nemesis") yeterince iyi "kurulmamış" olmasıdır.

Bu ne demek, biraz daha açıklayayım.

Kötü adam, kahramanımızı, amacına ulaşmaktan engellemeye çalışan en büyük güçtür. Bu birçok durumda, kahramanımıza denk bir başka insandır. Yani kahramanımız genelde bir başka ademevladıyla, gerektiğinde yumruk yumruğa, mücadele etmek zorundadır. İstediğini elde etmesi için bu mücadeleden sağ çıkması gerekir.

Kötü adam bazen bir doğa koşuludur. Titanic'ten kurtulmaya çalışanlar için kötü adam "buz gibi deniz" zaman zaman "gemi mürettebatı", "diğer yolcular", ve hatta onları kurtulmaktan alıkoyan" gemi"nin bizzat kendisidir.

Kimi zamanlarda ise kötü adam, kahramanın içindeki bir engeldir. Kahramanımızın iç dünyasında var olan bu engel, onun normal, sağlıklı bir biçimde davranmasına engel olur. Belki de kahramanımız sevgisini gösterme konusunda büyük bir içsel engele sahiptir. Belki geçmişte yaşadığı bir travmanın etkisinden kurtulamamıştır ("Dalgaların Prensi").

Bazen bu kötü adam, insanarın içinde bulunan ve başkalarına karşı belirli bir konuda (örneğin "ırk") gösterdiği bir önyargıdır ("Mississipi Yanıyor"). Yani bu durumda aslında bu insanlar kötü değildir ama bir biçimde içlerine yerleşmiş olan bazı yanlış duygu ve düşüncelerdir kötü olan. Ama bu yanlış duygu ve düşünceyle mücadele ederken, onu taşıyan insanlarla da mücadele etmeniz gerekir.

* * *

Sanırım sözü nereye getireceğimi anladınız:

Son günlerde hayatımızı büyük ölçüde etkileyen ve herkesin tadını kaçıran şu TÜRBAN olayına. Onca yazarın , çizerin, aydının, politikacının, bu meselenin altından kalkamamasının nedenlerinden biri bence, Türban (ve onun temsil ettikleri) ile onu giyenleri birbirlerinden ayırt edememeleri.

Türban, samimi bir biçimde inananlar ya da onu manipulatif bir tarzda kullananlar ne derse desin, insanları özgürleştiren değil özgürlükleri kısıtlayan, daha da kötüsü, bundan önceki devletimizi (yani Osmanlı İmparatorluğunu) batıran bir düşünce ve inanış tarzının yansımasıdır, sembolüdür. Bu, İslam'ın değil, onun gerici yorumunun bir simgesidir. (Bu konuyla ilgili olarak Fethullah Gülen'in 30 yıl muhasebeciliğini yapmış Nurettin Veren'in kitabını okumanızı tavsiye ederim).

Türban giyen genç kızlar ve kadınlar ise, İslam'ın bu gerici yorumunu sahiplenen erkeklerin elinde alet olmuş kurbanlardır. Kendilerini özgür olduklarına inandırmışlardır, ama özgürlüğün ne olduğundan haberdar bile değildir. (Bunu en güzel, bir kaç ay önce yapılan ve Radikal'de yayınlanan araştırma göstermiştir: Kadınların türban giyme oranı, erkek egemenliğine girdikçe artmaktadır).

Ama benim amacım Türban'ı ve türban giyenleri analiz etmek değil. Onunla mücadele ederken başarılı olmak için neler yapılması gerektiğini göstermek.

Mevcut mücadelede yapılan en büyük hata, Türban'ı bir toplumsal fenomen haline getiren koşulların ıskalanıp, işin ta en sonuna, yani artık türbana mahkum olmuş gencecik kızlara odaklanılmasıdır.

Oysa mücadelenin asıl muhatabı, bu Türban'ı ortaya çıkaran zihniyettir. Bu zihniyet (ve onun toplumsal ve ekonomik kaynakları) zayıflatılmadıkça, yayılması engellenmedikçe, verilecek bütün mücadeleler ve elde edilecek zaferler yüzeysel ve geçici olacaktır.

Türk aydınlarının yapmış olması gereken (ama yapmadıkları) ödev, türbanı ortaya çıkartan ve besleyen koşulları iyi analiz edip bunları uzun uzadıya tartışmaları ve bu konuda etkili olabilecek şekilde harekete geçmeleridir (yani yürüyüşler, vb. gibi beyhude işlerle uğraşmamalıdırlar).

Ama kendi toplumundan tamamen kopmuş bulunan Türk aydını, bu fenomenin nedenlerini doğru analiz edemediği gibi, onunla ilgili doğru çözümler de üretememektedir. Bununla ilgili en büyük hatası da ait olduğu, içinden çıktığı halkın inançlarını safsata olarak görmesi, hatta küçümsemesidir. Bu nedenle ne halkını tam olarak anlamakta, ne de onunla bir iletişim (aslında "ilişki") kurabilmektedir. (Bu kesim arasında Kur'an'ın Türkçesini okuyanların ne kadar az olduğuna inanamazsınız. Kur'an hakkındaki bilgilerinin büyük bir bölümü ne yazık ki onun aleyhine yazılmış kitaplardan gelir - Din Bu, vb.)

(devamı var)