(Eh, burada B.E. hakkında bir yazı da yazdım ya, artık gözüm açık gitmez.)
Hazret şöyle buyurmuş:
"Bir çocuğun ne demek olduğunu ben sizler gibi bilemem. Ben anne değilim, olamayacağım da. Ama insan olarak o anaların yüreğinin nasıl cayır cayır yandığını ben anlayamam ama anneler anlar" ... Bülent Ersoy'un "başkalarının savaşı için doğurduğum çocuğu toprağa veremem" sözleri...
Bülent Ersoy'un sözleri aslında birçok insanın hissiyatını yansıtıyor. Bu yaklaşımla o kadar sık karşılaşıyorum ki, artık bununla ilgili birşeyler yazma gereğini duydum.
* * *
"Şehir Fareleri" olarak kendinizi toplumun genelinden, onun değerlerinden, onu oluşturan dinamiklerden son derece soyutlanmış hissediyor olabilirsiniz. Ama biz, Anadolu Yarımadasını (ve Trakya'nın bir bölümünü) dolduran bir toplum olarak, Türk toplumu olarak belirli ortak değerlere, hala sahibiz. Bugün akşam başınızı yastığa huzurlu bir biçimde koyuyorsanız, bunun nedeni, emin olun, Polis ve askeri gücümüzün göz açtırmayan kudreti değil, bizi, burada, bu çağda, bu şekilde yaşamaya sevk eden bu değerlerdir.
Bu değerlerin ne olduğunu burada tek tek yazmayacağım. Eğer bunların hala farkında değilseniz, bırakın ortalama bir senarist olmayı, sıradan bir vatandaş dahi olamazsınız.
Bülent Ersoy, bu değerlerden birini fena halde ıskalamış görünüyor, ki bu tür sözler söylemiş, daha doğrusu ona bu sözleri söyletecek bir hissiyata sahip olmuş. Nedir bu değer peki?
Şudur: Birlikte yaşamak, topluluk üyelerine, bireysel olarak pek de hoşlanmayabilecekleri bazı görevler yükler. Toplumlar, bu görevleri yerine getirenleri ödüllendirir, onları yüceltir, aziz tutar. Bir toplum olarak hayatta kalabilmemiz için bu görevlerin yerine getirilmesi elzemdir. Bu nedenle kişisel konforumuzu bir kenara koyup bazen bu görevleri üstlenmek zorunda kalırız.
Askerlik bunlardan biridir. Sizin kişisel keyfiniz ve konfor anlayışınız size ne buyurursa buyursun, bu görevin, bizim bu coğrafyada toplu olarak hayatta kalabilmemiz için kilit bir önemi vardır. Ve toplumun çok ama çok büyük bir bölümü bu önemin farkına vardığı için, oğullarını, ölüm riskinin bulunduğu bu hizmete, davulla zurnayla gönderir. Askerliğini yapmayana kız verilmemesinin ardında, bu görev esnasında elde edilen olgunluğun yanı sıra, topluma olan bu borcun ödenmesine verilen önem de yatar.
* * *
Şu anda Güneydoğu'da ve K. Irak'ta süren operasyon, başkasının savaşı değildir. Bizim savaşımızdır. Bizim bu topraklardaki yaşam hakkımızı elimizden almaya çalışanlara karşı verilen, baştan sona meşru olan bir mücadeledir. Bu uğurda ölenler de, toplum için, bizim için canlarını vermiş kardeşlerimiz, çocuklarımızdır.
Bülent Ersoy'un ıskaladığı en önemli gerçek budur. Bu savaş "bizim" savaşımızdır. Bunun, Bülent Ersoy'un savaşı olması için, bombaların onun evinin yakınında patlaması, terörist örgüt elemanlarının onu ve yakınlarını mı uyuşturucuyla zehirlemesi gerekiyor?
Bir de şu var: çocuklarını askere yollayan analar, orada neler olabileceğini bilmiyorlar mı? Emin olun, bir çocuk sahibi olmayan B.E.'den çok daha iyi biliyorlardır. Ama yine de gönderiyorlar. Neden? Çünkü kişisel hayatlarımızdan daha büyük şeyler söz konusu. İşte bunu, ilkokul dahi okumamış analar anlıyor da, trilyonluk servet sahibi B.E. anlamıyor.
* * *
B.E. hakkında halkı askerlikten soğuttuğu için dava açılmış. Bence gerek yok. Bir toplu iletişim organında saçmaladığı için dava edilse daha iyi olurdu. Toplumun temel kurumlarını (örn. evlilik) yıpratmaktan da dava edilebilirdi. Ya da hiç dava etmeyin bence. Yani, başına daha ne gelebilir ki...
25 Şubat 2008 Pazartesi
BÜLENT ERSOY'un Saçmalıkları
Kaydol:
Yazı Yorumları (Atom)
7 yorum:
hayatında erdem, ideal, düşünce ya da benzeri herhangi bir derinliğin kırıntısı bulunmayanların bu cühela çıkışları, tatar ramazan abimizin dediği gibi: ''köpekleri severim ama insanların köpekleşmesi beni çıldırtıyor''
tadında sarsıyor bünyeyi.
''askerlikten soğutmayı'' geçtik, hayattan soğuttu bu .B.E beni.
noktalı yerleri doldurmayınız, çok ayıp.
Ya kusura bakmayın ama bu B.E da herhalde "ben mis gibi şehirliyim, allahın Doğu Anadolusunda, köyünde birileri savaşıyor ben de bu savaşa bulaşmak istemiyorum" demek istememiştir!
Amerika Irak'a sırf petrol devleri ve silah tüccarları para kazansın diye girdi değil mi? Şimdi bir Amerikalı anne "ben oğlumun başkalarının savaşı için ölmesini istemiyorum" dese haksız mı olur sizce?
Elbette bizim durumumuz Amerika'nın iğrençlikleriyle bir değil. Ama ne oyunlar dönüyor, ne çıkarlar çarpışıyor, hepimiz gayet iyi biliyoruz.
Savaş sadece "onlar" ve "bizler" arasında değil ki, hep işin içinde "birileri" var. Belki de hiç olmayacak bir savaşı olur hale getiren bir takım güçler...
Bence burada sadece bu savaşın ne kadar anlamsız ve aslında ne kadar "birilerinin zorlamasıyla" olduğuna dair bir duygu dile getirilmiş. Çok büyütmeye gerek yok diye düşünüyorum.
Ama elbette eğer bazı şehirliler, Anadoludaki bir savaşa "başkasının savaşı" gözüyle bakıyorlarsa, bu elbette ayrıca tartışılabilir, bu yönde söylediklerinizde haklısınız derim.
Savaşlar meşruiyetlerine göre derecelendirilebilseydi, dünya tarihindeki savaşların yüzde doksan dokuzunun gayrimeşru olduğu, birilerinin açgözlülüğünün sonucu çıktığı anlaşılırdı. Meşru olan tek savaş, Mustafa Kemal'in de belirttiği gibi, meşru müdafaa için verilen savaştır.
Bizim Güneydoğu'da gerçekleştirdiğimiz harekat, sözlüklere "tanım" olarak girebilecek kadar saf bir "meşru müdafaa"dır. Bu konuyu tartışırken, aklınıza Amerika'nın ahlaksızlık abidesi istilalarının gelmesi bile, ne yazık ki kendi ülkenizin haklı pozisyonunu kavrayamadığınızı ya da göz ardı ettiğinizi gösteriyor.
Bizi bu savaş(lar)a iten başka güçler olabilir. Ama biz, ne İsrail gibi, ne Rusya gibi, ne ABD gibi, ne de Almanya gibi, açgözlülüğümüzden dolayı bu savaşlara girmiyoruz. Karşımıza çıkan piyonlarla mücadele etmek zorunda bırakıldığımız için savaşıyoruz.
"Bu savaşın ne kadar anlamsız" olduğu konusuna gelince... Bu anlamsızlığı, Ekim 2007'de pusuya düşürülerek öldürülen askerlerimizin ailelerine anlatın. Aradan sadece dört ay geçti, ve bu operasyon, o katliamın ardından yapılacaktı. B.E. ve benzerlerinin itirazları, bu operasyonu bilerek geciktirenlerin, bir nebze de olsa amaçlarına ulaştığının kanıtı.
Ama son tahlilde bu operasyon, durduk yerde değil, bu topraklar üzerinde özgürce ve hep beraber yaşamamızı istemeyen katil piyonların durdurulması için yürütülmektedir.
Bunu asla unutmayın.
Amacım asla sizinle tartışmak değil, sadece konuyu senaryoya bağlayacağım, bu yüzden lütfen cevabımın ilk satırlarına sinirlenmeyin!
Ben "Türkiye bu meşru müdafasında haksızdır, boşuna bir savaştır" demedim. Bu operasyonu yapmaya hakkımız olduğunu elbette ben de düşünüyorum, ve B.E'nin bu sözlerinden aksini anlamadığımı söylemiştim sadece.
Yazılarınızda hep en çok takdir ettiğim husus duygusallığa kaçmadan olayları hep bilimsel bir gözle incelemeniz olmuştur. Nezaket gösterip cevap verdiğiniz son yorumda ise "bunu askerlerimizin ailelerine anlatın" tarzı bir söz duyana kadar aynı hisler içindeydim.
Elbette benim de kardeşim şehit olsa hiç kimse bana bunu anlatamaz. Ama tüm olaya dışarıdan baktığımızda yıllardır süren bu savaşın anlamsız, ya da en azından "yazık edilmiş" bir savaş olduğu -bence- doğrudur.
Bunu söylerken şu anda yaptığımız operasyona asla bir laf etmiyorum, bunu yapmak zorundaydık ve yapıyoruz.
Gelelim meselenin senaristlikle ilgisinie. Nasıl ki karakterler tamamen kötü ya da tamamen iyi değillerse, bize kötü gibi görünen şeyleri aslında kendilerince gayet makul sebeplerden ve kendi (ya da tercihen başkalarının) iyilikleri için yapıyorlarsa, burada da örnek olarak ben, bu operasyonun hemen yapılmasına karşıydım. Eh şimdi "operasyonu bilerek geciktirenler" sınıfına girdiğim için açıklamam faydalı olabilir, sadece senarist gözüyle;
Ben operasyona politik açıdan Amerikanın desteğini almadan girişmenin yanlış olduğunu düşünüyordum. Üstelik ne ironidir ki, Amerika'dan feci şekilde nefret eden birisi olarak bunu söylüyordum. Aptal birisi değilim, kendimce elbette geçerli sebeplerim vardı bunun için.
Senaryolarda da karakterleri bu şekilde -nasıl adlandırmam gerektiğini bilmiyorum- ikilem yaratacak pozisyonlarda incelemek çok güçlü bir etki yaratıyor. Ben "operasyon yapılmasın, Amerikanın desteğini almak için elimizden geleni yapalım, alamıyorsak o zaman kendimiz girelim" dediğimde herhalde seyirci için hayli Amerikan yandaşı bir profil çizmiş olurum.
Aslında öyle birisi olmadığımın anlaşıldığı sahne bence çok güçlü bir sahnedir. Kahramanın seyirciye "siz bana haksızlık ettiniz, oysa bakın ben neler düşündüm" dediği an mükemmel bir özdeşleşme anı! Hikayede değil, ama karakter analizinde bir twist anı belki de bu. Şimdi düşününce başarılı tüm film ve dizilerde bu anlardan ne
kadar çok kullanılmış...
Lafı uzattığım için kusuruma bakmamışsınızdır umarım... Teşekkürler.
"Elbette benim de kardeşim şehit olsa hiç kimse bana bunu anlatamaz. Ama tüm olaya dışarıdan baktığımızda yıllardır süren bu savaşın anlamsız, ya da en azından "yazık edilmiş" bir savaş olduğu -bence- doğrudur" demişsiniz.
Bence, anlamsız tek savaş, açgözlülükle, sadece çıkar amaçlı yapılan savaşlardır. Bizim Güneydoğu'daki mücadelemiz ise bir meşru müdafaadan ibarettir. Ve son derece de anlamlıdır. Bir devletin sınırları içinde, devletin izin verdiği güçlerin dışında eline silah alan her grupla yapılan her mücadele yasaldır ve meşrudur. Zira "Egemenlik" ilkesi, bunu gerektirir. Devletin dışında birileri elinde silah dolaşıyorsa, ve bunlar bir de devletin güvenlik güçlerine saldırıyorsa, onlarla mücadele dünyanın her ülkesinde meşru ve anlamlı bir harekettir. Hatta bunu yapmazsanız büyük hataya düşersiniz.
Sanırım sizinle temelde anlaşamadığımız nokta bu.
İşin en acı yanı, Güneydoğu'da böyle bir kargaşaya neden olan sosyal ve ekonomik ortamı SİYASİ'lerin yaratması, ama işin ceremesini ASKERLERİN çekmesidir. Bu on yıllardır böyledir, ve fatura hep Ordu'nun önüne konmaktadır.
Yine aynı siyasiler, ASKERLERİN hareket kabiliyetini azaltmakta, düpedüz gencecik evlatlarımızın kurban edilmesine zemin hazırlamaktadırlar. Operasyonun aylar önceden davul zurnayla duyurulması, bölücülerin kaçmasına ve karşı saldırı geliştirmesine olanak tanımış, bu savaştaki kayıplarımızın da artmasına neden olmuştur. İnsanı (beni) isyan duygusuna sürükleyen şeylerden biri de budur.
* * *
"Duygusallık"ıma gelince. Hayatın özü ne yazık ki rasyonel değil, duygusaldır. Hele biz, neredeyse tamamen duygusal bir milletiz - ki bu, benim zaman zaman eleştirdiğim bir özelliğimizdir. Eğer her zaman aklımızla hareket etseydik, şimdi İsviçre'den daha zengin, ama en az onlar kadar şerefsiz bir millet olmuş olurduk. Bazı konularda gönül, akıldan daha bilgedir. Özgürlük, bağımsızlık, egemenlik, ahlak, bu konuların başında gelir. Biz bu konuların pazarlığını yapmadığımız için (millet yapmıyor ama adi yöneticileri ne yazık ki yapıyor), dünyada gerçekten de nadine bir yerimiz olduğuna inanıyorum. İşte yine bu yüzden zengin ama onursuz bir ülkede yaşamaktansa, yoksul, cahil, fakirlikten dolayı biraz aç gözlü, ama kalbi temiz insanlarla dolu bu ülkede yaşamayı tercih ederim.
Konunun öncelikle siyasiler tarafından yaratıldığı konusunda sözlerinize kesinlikle katılıyorum. Sanırım hepimizce açık ki askeri çözümün yanı sıra konunun bir de siyasi çözüme ihtiyacı var. Ekonomik, sosyolojik, politik, her neyse.
Bir operasyonu bu kadar zaman önceden duyurmak da askeri açıdan ne kadar feci bir yanlış, o da tartışılmaz.
Bence üzerinde düşünülmesi gereken nokta, söylediğim bir şeyi ısrarla yanlış anlamayı tercih etmeye devam etmeniz. Bu genel bir tavrı yansıttığı için burada yazmaya, belki blogunuzu kirletmeye devam ediyorum.
Elbette ki birisi gelir benim toprağımda bomba patlatırsa ben de askeri gücümle ona vururum. Buna "yanlış savaş" diyecek halim yok, demedim de zaten. Asla demedim.
Benim "yanlış" ve "yazık" diye adlandırdığım; "onlar" birşeyler(?) uğruna ölüyorlar ve öldürüyorlar, "biz" de meşru müdafa yapmak zorunda olduğumuz için ölüyoruz ve öldürüyoruz. Ama bu savaş ne için yapılıyor kimsenin haberi yok. Sizin de çok yerinde bir şekilde "piyon" olarak nitelendirdiğiniz gibi.
Benim bu sözleri bu amaçla söylediğim çok açık, düşünülmesi gereken nokta, aynı B.E'nin sözlerinde olduğu gibi, neden şu anda Güneydoğuda yaptığımız savaşa "yanlış" diyor olduğumun sanılması.
Bazı konularda insan öylesine hassas olur ki, karşısındakinin her sözünü bu hassas noktaya saldırı gibi alır, belki kelimeler içinden cımbızla bunları seçer.
Siz insan ruhunu incelemeyi çok seversiniz bu yüzden yazıyorum. Eğer sizi rahatsız ediyorsam hemen boş bir araziye gidip "gezgin beni yanlış anladı" diye bağırmaya ya da gidip bu konuyu kendi çöplüğümde ele almaya hazırım.
40 yıl düşünsem BE ile aynı fikirde olacağım aklıma gelmezdi. Onun gibi enn milliyetçi ve enn dindar sanatçının bu açıklamayı yapmış olması beni hayrete düşürdü.
Elbetteki savaş bizim savaşımızdır ama ben bu savaşın benim savaşım olduğunu hissedemiyorum bir türlü. Ekonomik ve siyasal adımlar atılmadığı sürece istediğiniz kadar askeri operasyon düzenleyin,öldürdüğünüz her biri için arkasından onun intikamını almaya yemin etmiş yenileri türeyecektir ve bu yıllarca böyle sürecektir nitekim sürmektedirde.
No name
Yorum Gönder