25 Ocak 2008 Cuma

YARATICILIK HAKKINDA

Her sanat dalı gibi yazarlık da herşeyden öncelikle yaratıcılıktan beslenir. Sanatı sanat yapan şey onun yaratıcı bir uğraş olmasıdır. Daha önce yapılmış birşeyin tekrarı, yaratıcılık sayılmaz, bu yüzden de önemsenmez. Bir robota keman çaldırabilirsiniz, ama bu onun sanat icra ettiği anlamına gelmez. Benzer bir biçimde de bazı yazarlar, bazı müzisyenler, bazı ressamlar, vb. için çok iyi bir tekniğe sahip oldukları, ama yaratıcı yanlarının zayıf olduğu için eleştirilirler.

Öyleyse yaratıcılık denen bu hadiseyi iyi anlamak, iyi çözümlemek, onu nasıl uyandırabileceğimizi, nasıl harekete geçirebileceğimizi, nasıl davet edebileceğimizi öğrenmek zorundayız.

Bunun için de işe, yaratıcılıkla ilgili bazı temel bilgilerden başlayalım.

1) Yaratıcılık, herkeste var olan bir yetenektir!

"Her çocuk yaratıcıdır" diyor Picasso, "önemli olan, büyürken yaratıcı kalmaktır". Aşağıdaki bir yazıda, insanların büyüdükçe, zihinlerinin bir bölümünde bir içsel eleştirmen oluşturduklarını ve bunun da yaratıcılıklarını gittikçe körelttiğini anlatmıştım. İnsanlar kendi bilinçaltlarından gelen yaratıcı impulsları (itkileri) dinlemeye dinlemeye, hatta açıkça eleştire eleştire bu yaratıcılık pınarını kuruturlar. Bir süre sonra da toplumun kendilerinden beklediği şeyler dışında hiçbir şey yapmayan robotlara dönüşürler. Hayatlarında hiçbir heyecan, hiçbir yenilik, hiçbir orijinallik kalmaz. (Bkz. "Amerikan Güzeli").

Sanatçı dediğimiz insanların diğerlerinden bir farkı varsa, o da, bu "ruhu/bilinçaltını kalıba sokma, sindirme, bastırma operasyonu"na karşı biraz daha direngen, biraz daha isyankâr olmalarıdır. Sıradan insanların boynunu büküp koyunlaşmayı kabullendiği yerde sanatçı acı çekme pahasına isyan eder, kendisine bunu yapmaya çalışanlarla çatışmaya girer, gerekirse mekan ve ortam değiştirir. Yani sanatçıların en büyük farkı yaratıcılıklarında değil, yaratıcı impulsları konusunda sindirilememelerindedir.

2) Yaratıcılık karman-çorman, darmadağınık, düzensiz, ve çizgisel (lineer) olmayan bir süreçtir!

Eğer yaratıcı insanların (yaratıcılığının ölmesine ya da azalmasına izin vermeyenleri artık kısaca böyle adlandıracağım) bu yaratıcı eylemleri son derece düzgün, düzenli, sıralı, adım adım ilerleyen bir biçimde yaptığını zannediyorsanız yanılıyorsunuz.

Yine aşağıdaki bir yazıda, insanın bilinçaltının işleyiş biçimi hakkında birşeyler anlatmıştım. Bilinçaltı size yeni ve orijinal fikirleri sırasıyla vermez. Yani "Bak kızım, bu bir numaralı fikir, biraz sonra da iki numaralı fikri vericem, sonra da üç..." şeklinde çalışmaz. Aksine "Bak evladım, bu elli dört numaralı fikir... gerisi Allah kerim... Hadi bana eyvallah!" şeklinde çalışır. Hatta fikirleri bir numarayla da vermez. Bilincinize bir görüntü ya da bir sahne bırakır, ve siz bunun filminizin girişinde mi, finalinde mi, yoksa ikinci perdesinde mi olduğunu bir süre anlayamazsınız.

Tabii bu durum geçicidir. Eğer sebat eder, bilinçaltınızın size verdiklerini yargılamadan kabul eder, yoğunlaşmayı (konsantrasyon) başarır, ve bilinçaltınızı tahrik edebilirseniz, puzzle'ın diğer parçaları da yavaş yavaş gelmeye başlar. Ama bunlar sizin istediğiniz sırayla gelmez yalnız, bundan emin olun. Lakin eninde sonunda anlamlı birşey ortaya çıkmaya başlar. Ve resmin bütünü belli oldukça, fikirler artık daha hızlı gelirler.

Bu nedenle elinizin altında bol bol not kağıtlarının olması, yanınızda sürekli bir not defteri taşımanız, yatağınızın başucunda bir not defterinin ve kalemin (ve de elfenerinin) olması çok ama çok iyi bir fikirdir. Sakın "Şu işimi bitireyim, sonra bu fikri yazarım" demeyin. Birçok fikir ilk iki dakikadan sonra sobanın üzerine damlamış kolonya hızıyla uçar gider, siz de arkasından yasını tutarsınız. Madem bilinçaltı size birşey vermiş, üşenmeyin, kalkın, yazın.

3) Yaratıcılık ilhamla ilgili birşeydir - ama o kadar da değil.

İlham dediğimiz şey, artık bilinçaltımızın fikirlerle dolup taştığı, ve biz istemesek de bilincimize bir sürü orijinal fikri yağmur gibi yağdırdığı bir durumdur. Ama bu her zaman böyle olmaz. Eğer sadece ilham geldiğinde yazarsanız, aşırı sakin bir yazarlık hayatınız olacak demektir, zira ilham hiç güvenilmemesi gereken, ancak kafasına estiğinde gelen bir misafirdir. Uyuşturucu ve alkol vasıtasıyla elde edilen ilham ise zaman zaman işe yaramakla birlikte yaratıcı şahsı öldüren birşeydir, bu nedenle tavsiye olunmaz.

Ama yaratıcılığınızı gıdıklamak ve harekete geçirmek mümkündür. Mesela her yazarın tercih ettiği bir çalışma mekânı vardır. Bazıları kendi odasının sessizliğinde yazmayı tercih ederken bazıları parklarda, diğerleri de kafelerde yazmayı tercih eder. Bu tamamen kişiliğinize bağlı birşeydir. Mesela ben masabaşı insanıyım.

Ayrıca yazarken kullandığınız favori bir araç da olabilir. Kimi elle yazar, kimi bilgisayarda. Kimi kurşun kalemi sever, kimi tükenmezi ya da Pilot kalemi. Kimi tam bir sessizlik ister (bkz. "gezgin"), kimi de müzik dinlemeyi sever. Kimileri gündüz çalışır, kimileri gece.

Bir çok durumda insan, durup dururken yaratıcı olamaz. Bu yaratıcılığı harekete geçirecek bir odak noktasına, bir uyarana ihtiyaç duyar. Yani sıfırdan yaratıcılığa yönelmek yerine, daha önceden belirlediğiniz bir konuda yaratıcı olmak daha kolaydır. Hikayenizin belirli bir yönüne odaklanmak, yaratıcı enerjilerinizin işini kolaylaştırır. "Bu hikayeyi nasıl daha iyi hale getirebilirim" gibi aşırı geniş bir odak yerine "Bu hikayenin girişini nasıl geliştirebilirim" şeklindeki daha spesifik bir odakla hareket etmek, işleri çok daha hızlandıracaktır.

Yaratıcılığı harekete geçirmenin bir yolu da, bilinçaltınıza çeşitli veriler (ben bunlara "yem" diyorum) göndermektir. Dergi okuyun, gazete okuyun, kitap okuyun. Bakın bakalım bu verilerden hangisine tepki verecek bilinçaltınız. Hangi haber, hangi olay - siz kendinizi hiç zorlamadan - kendiliğinden dikkatinizi çekecek. Bu da çok iyi bir yöntemdir. Ama dikkatli bir biçimde kullanılmalıdır. Zira kendinizi "bilinçaltımı yemliyorum" diye saatler hatta günler boyunca tek bir kelime bile yazmazken bulabilirsiniz.

Şahsi deneyimim TV ve internetin hemen hiçbir yaratıcı katkısının olmadığını yönünde. TV ve internette (örn. Ekşisözlük, itiraf.com, ya da youtube gibi konsantrasyon düşmanı sayfalardan) uzak durun. Daha geleneksel yöntemlerle bilinçaltınıza yem atın: yani dergiler, kitaplar, gazeteler, kendi alanında tecrübe sahibi insanlar. Okuduğunuz ya da duyduğunuz yirmi şeyden belki sadece biri gerçekten ilginizi çekecek, bilinçaltınıza "Bak bu ilginç, bundan birşeyler çıkar" dedirtecektir. Ama o bir şey, sizin senaryonuzun çıkış noktası, ya da üzerinde çalıştığınız sahnedeki sorunun çözümü olabilir.

4) Yaratıcılık ayrı, yargılama (değerlendirme) ayrı süreçlerdir.

Bu iki işlem neredeyse birbirinin zıddıdır. Zira birinde olabildiğince çok şey üretme, diğerinde ise bu üretilenlerden hangisinin eldeki iş için faydalı olduğunu seçme ve diğerlerini de atma vardır. Daha açık bir biçimde söylersek ilkinde bilinçaltı ön plandadır, diğerinde ise bilinç.

Eğer bu iki işlemi aynı anda ya da çok kısa sürelerle arka arkaya yapmaya kalkarsanız, ikisinden de verim alamazsınız. Bu aynı anda arabanın hem gaz pedalına hem de frenine basmaya benzer. Hiçbir sonuç elde edemezsiniz. Yapılması gereken, bu işlemleri doğal sıralarına koymaktır.

Önce yaratıcı süreci yaşamalısınız. Sizi ilgilendiren konuda olabildiğince çok fikir üretmelisiniz. Bunlar başlangıçta aklınıza gelen her fikir olabilir, ama bir süre sonra sizi özellikle etkileyen, duygusal olarak size dokunan fikirler üretmeye başlayacaksınız. Ürettiğiniz fikirlerde kendi kişiliğinizin yansımalarını görebilirsiniz. Bu esnada başka dış kaynaklardan da yararlanabilirsiniz. Bir başka filmde ya da kitapta gördüğünüz fikri alıp, üzerinde oynayarak ona yeni bir soluk, taze bir bakış açısı verebilirsniz. Bunda da hiçbir sakınca yoktur. Düpedüz çalıntı yapmadığınız sürece, esinlenme, sanatın bütün dallarında görülen bir durumdur.

Değerlendirme bundan sonra gelir. Daha önce de belirttiğim üzere yaratıcı süreçten hemen sonra değil de, bunu birkaç saat, hatta mümkünse birkaç gün sonra yapmak en iyisidir. Zira bu arada bilinçaltı boş durmaz, bilincinize vermiş olduğu fikirler arasında bir sıralama yapar: önem sıralaması, kalite sıralaması, vb. Bazı fikirleri atmak, bazılarını değiştirmek isteyebilirsiniz. Bazıları içinize sinecek, bazılarını ise şimdilik dosyalayıp rafa kaldırmanız gerekecektir.

5) Korkmayın, fikirler gelecektir. Çözümü bulacaksınız.

Yazarların zaman zaman yaşadıkların en büyük korkulardan biri, "Ya orijinal, kaliteli, iyi bir fikir bulamazsam?"dır. Bu, yeni bir hikaye ile ilgili en temel fikir olabileceği gibi, ellerindeki hikayenin belirli bir yönü (örn. bir karakter, bir sahne, bir diyalog, bir olay örgüsü) ile de ilgili olabilir. Hatta bu korku, eğer bir teslim tarihi ("deadline") söz konusu ise, panik noktasına kadar ulaşabilir.

Oysa endişeye hiç mahal yok. O fikri bulacaksınız. Zira o fikir bir yerlerde var. Yani sorun varsa, çözümü de vardır. Sadece bu çözüm sizin istediğiniz, beklediğiniz, umduğunuz şey olmayabilir. Ya da istediğiniz zamanda zuhur etmeyebilir. Ama çözüm vardır.

Bunun için zihninizi gerçekten de olmadık seçeneklere açık hâle getirmeniz gerekiyor. Yani yarı bilinçli bir şekilde, "çözümün belirli kıstaslara uyması gerektiğini" düşünüyorsanız, "çözümün neye benzemesi gerektiği ile ilgili" belli belirsiz beklentileriniz varsa, bilinçaltınıza uyguladığınız ("empoze ettiğiniz") bu beklentiler, çözümün (çözümlerin) gelmesinin önündeki en büyük engel olabilir. Daha önce de belirttiğim gibi, bilinçaltı ile pazarlık olmaz. O ne verirse onu alacaksınız. Aldıklarınız üzerinde daha sonra oynayabilir, bunları değiştirebilirsiniz. Ama aklınıza hangi fikrin geleceğini siz belirleyemezsiniz.

Rahat olun. Alıcı bir halde olun. Oyunbaz olun. Eğlenin. Gevşeyin. Denemekten ve tekrar denemekten (bakın, bilerek "yanılmak" demiyorum, zira yaratıcılıkta yanılmak diye birşey yoktur, sadece o meseleye uygun olmayan çözümler vardır) çekinmeyin. Ve yeteneğinize olan güveni asla kaybetmeyin.

Yaratıcılık, insan zihninin sonuna kadar özgür olduğu, bilinçaltının rahat rahat kendini ifade edebildiği, duyguların coştuğu, son derece eğlenceli ve zevkli bir süreçtir. Eğer zevk almıyorsanız, sıkılıyorsanız, bunalıyorsanız, hatta acı içinde kıvranıyorsanız, birşeyleri yanlış yapıyorsunuz demektir. Bu yazıdaki maddeleri tekrar tekrar okuyun, nerede hata yapıyor olabileceğinize bir bakın. Sonra da bunları düzeltmeye çalışın.

* * *

İnsan, hayatının her aşamasında aynı derecede yaratıcı değildir. Genç insanların yaratıcılığı, biraz daha olgun insanlara göre nispeten daha azdır. Zira faydalanacakları kaynaklar sayısal olarak diğerleri kadar fazla değildir. Ama zaman, bu açığı eninde sonunda size kapattıracaktır. Bu yüzden endişelenmeyin. Kendinize, gerçekleştiremeyeceğiniz yükseklikte hedefler dekoymayın. Sahip olduklarınız, doğru bir yaklaşımla ele alınırlarsa, son derece orijinal şeylere kaynaklık edebilir. Çünkü yeryüzünde sizin gibi ikinci bir insan yok. Olayları sizin gibi yaşayan ve yorumlayan ikinci bir insan evladı bulunmuyor, bulunmadı, bulunmayacak. Bu da sizin yeni fikirler üretmenizi, en azından eskilerine yeni bir bakış açısı getirmenizi garantileyen birşey. Kendinize güvenin.

* * *

Artık senaryomuzu yazmaya başlayabiliriz...

Bu noktaya gelmek biraz vakit aldı ama, olsun... Gerekliydi bu yazılar...

Göreceksiniz...

2 yorum:

Yazı Tahtası dedi ki...

Öncelikle uzunca bir aradan sonra yeniden yazmaya başlamanıza çok sevindim.. Bir süredir internet bağlantım sıkıntılıydı, yazılarınıza yeni ulaşabildim...

Senaryo yazım tekniklerini çok iyi bilmek, çok iyi bir senaryo yazmanın garantisi değil. Bu açıdan düşününce, uzun zamandır yazılarınızı takip eden birisi olarak, aldığınız riski (insan bunca zaman senaryoyu anlatmışsa, "şimdi de ben bir tane yazayım" dediğinde bir yerde "işte göreceksiniz mükemmel bir senaryo olacak, ders niteliğinde okuyun" demiş gibi oluyor ister istemez!) gerçekten takdir ediyor ve merakla bekliyorum!

İsimsiz dedi ki...

ben de sabırsızlanıyorum deneme için , önceki bilinçsiz karalamalarımı saymıyorum bile .Benim için ilk esaslı deneme olacak ve bu süreç beni nasıl disipline edecek merak içindeyim. Sizinle beraber bende kendi senaryomu oluşturmayı planlıyorum.Zaten dönüşünüz beni çok heyecanlandırmıştı şimdi her yeni ileti için de aynı heyecanı duyuyorum.

Burada yazılan her vürgüle ve noktaya çok değer veriyorum.
Her an yeni bir ileti varmı heyecanı ile bazen günde birkaç kez kontrol ettiğim oluyor sayfanızı HERNEYSE merakla bekliyorum bende..